32 Nerenin Plaka Kodu?

- Advertisement -

32 plaka kodu Isparta ilimize özel olarak belirlenen plaka kodudur. İç Anadolu bölgesinin önemli kenti Isparta’ya ait ilçeler için çeşitli farklı harf grubu belirlenmiştir. Isparta’nın ilçelerine ait otomobil plakalarının tam listesi aşağıdaki gibidir.

  • 32 AC 001 – 32 AZ 999 Merkez
  • 32 C 0001 – 32 C 9999 Merkez
  • 32 DA 001 – 32 DZ 999 Merkez
  • 32 EA 001 – 32 ED 999 Yalvaç
  • 32 EH 001 – 32 EH 999 Eğirdir
  • 32 EK 001 – 32 EK 999 Yalvaç
  • 32 EL 001 – 32 EZ 999 Eğirdir
  • 32 FA 001 – 32 FZ 999 Merkez
  • 32 HA 001 – 32 HZ 999 Merkez
  • 32 K 0001 – 32 K 9999 Keçiborlu
  • 32 KA 001 – 32 KZ 999 Gelendost
  • 32 MA 001 – 32 MA 999 Merkez
  • 32 NA 001 – 32 NZ 999 Senirkent
  • 32 S 0001 – 32 S 9999 Merkez
  • 32 SA 001 – 32 SZ 999 Şarkikaraağaç
  • 32 T 0001 – 32 T 9999 Merkez
  • 32 UA 001 – 32 UZ 999 Uluborlu
  • 32 YA 001 – 32 YZ 999 Yalvaç

Isparta, Göller Bölgesi’nde, Ege, Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerinin kavşak noktasında yer almaktadır. Dünyada sınırları içinde en fazla göl ve gölet bulunan tek şehirdir. Şehir, Eğirdir, Kovada ve Gölcük Gölleri gibi doğal güzelliklerinin yanı sıra tarih öncesi çağlardan kalma zengin kültürel özellikleriyle de bilinir. Büyük gül tarlalarıyla çevrili olan şehir, Kovada ve Kızılildagi Milli Parkları, Davraz Dağı Kayak Merkezi, alternatif doğa sporları için uygun kanyonlar ve mağaralar için önemli bir turizm merkezi olmak için dev adımlar atıyor. Ayrıca il, Yalvaç ve Eğirdir ilçeleri inanç turizmi açısından önemlidir.

- Advertisement -

İlkbaharda renkli çiçeklerle süslenmiş olan kentin isminin Antik Çağ’da Barış veya Sporda olması önerilir. XIV.Yüzyıl Arap Kaynaklarında Saparta olarak bahsedilmiştir. Her yaş için yerleşmiş olan Göller Bölgesi Pisidia olarak adlandırılmıştır. Pisidia ismine ilk olarak M.Ö. 5’in sonunda tarihi kaynaklarda rastlanmıştır. Bölgenin sınırları tarihin farklı zamanlarında değişti ve kendi dillerini konuşan Pisidiler tarafından yerleştiler. Pisidia bölgesinde İmparator Augustus döneminde Roma egemenliğinin bir sembolü olan Koloni şehirleri kuruldu. Bu şehirler; Antiocheia (Yalvaç), Kremna (Çamlık), Konana (Urkutlu), Olbasa (Belenli), Parlais (Barla).

Isparta ilçesinde yapılan arkeolojik çalışmalar bölgenin tarih öncesi çağlardan beri önemli bir yer olduğunu kanıtlamıştır. Senirce ve Bozanonu yakınlarındaki mağaralardan biri olan Kapaliin’in Üst Paleolitik (M.Ö. 35.000-10.000) kültürel özelliklere sahip olduğu tespit edilmiş ve Baladiz ve Iğdecik Tepeleri’nin Mezolitik çağın (M.Ö. 10.000-8.000) kültürel özelliklerini taşıdığı tespit edilmiştir. Neolitik, Lakkolitik ve Tunç Çağı’nda önemli bir yer olduğu düşünülmektedir. Pisidia topraklarının Hitit döneminde Arzava bölgesi olduğu iddia edilmesine rağmen, bu toprakların Hitit tarafından hiçbir zaman tam olarak hakim olmadığı da iddia edilmektedir. Bununla birlikte, Pisidia bölgesine Psidia’nın batısındaki Frigya’nın hâkim olup olmadığı ve Lidya egemenliğine ilişkin arkeolojik veri bulunmadığı hiçbir zaman bulunamamıştır. Ancak bazı izler keşfedildi, bu üç medeniyete benzemektedir. Persler Anadolu’ya MÖ 547’den MÖ 334’e hükmetti ve Pisidia bölgesine de o dönemde Persler hâkim oldu

Daha sonra Bizans İmparatorluğu’na bağlı olan Isparta, VIII ve IX yüzyıllarda idari bir ayrıma göre bir devlet haline geldi ve bir dini merkezin özelliklerini taşıdı. Anadolu Selçukluları, üçüncü Sultan Kılıç Arslan tarafından fethedilen 1204 yılında kenti yönetmeye başladı. Şehrin tamamını ele geçiren Sultan Alaeddin Keykubad (1219-1237) tüm Antalya bölgesini ele geçirdi ve bölgenin fethini tamamladı. XIII.Yüzyılın başlarında, Selçuklular tarafından Isparta, Eğridir ve Yalvaç ilçelerine yerleşen Teke Kabilesi Türkmenleri, Anadolu Selçuklu Devletinin çöküşünden hemen önce bu alanda Hamidoğulları emirleri kurmuşlardır (1301). Ardından Karamanoğulları Emirliği tüm Hamidoğulları topraklarını aldı. Yıldırım Bayezid, bu araziyi 1390’da tekrar ele geçirdi. Yani, Karamanğulları’nın kısa sürede hakim olduğu, Isparta ilçesi Osmanlılar tarafından çok iyi yönetilmeye başlandı. Ve daha sonra Karamanoğlu ve Osmanlı Kuralları arasında el değiştirildi.

Tamamen 1423 yılında Osmanlıların yönetimi altında olan ve kayıtlarda Hamid Sanjak olarak adlandırılan Isparta önemli bir tekstil (dokuma) merkeziydi. İlçe ormanlarından elde edilen adragan tutkal reçinesi, Avrupa pazarlarında talep gören bir üründür. Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında Isparta, gül, kilim işi ve haşhaş üretimi ile tanınır hale geldi.

Paleolitik dönemden bu yana günümüzde çeşitli kültürlerin izlerinin katmanlar halinde ulaştığı Anadolu, eşsiz bir tarihi müzedir. Isparta, tarihsel olarak Anadolu’nun önemli şehirlerinden biridir. Bu yerleşimlerden biri Kapıkaya Harabeleri olup Güneyce Köyü’ne 5 km uzaklıktadır. Helenistik döneme tarihlenen kentin adı tam olarak tespit edilememiştir. Özensiz bir alan üzerine kurulmuş ve güneydeki duvarlarla çevrilidir. Tapınak, agora, şapel ve lahit olduğu tahmin edilen bir yapı günümüzde kalanlar arasındadır. Şehrin güneybatısında antika basamaklarla ulaşılabilen bir mağara kutsal bir yer olarak kabul edilir. Gölbaşı Köyü yakınında, İncirlikaya Mahzenleri taban alanı altında kayaların oyulmasıyla yapılan mezarlardır.

Isparta ve ilçelerinde Anadolu Selçukluları, Beylikler ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerine ait çok sayıda tarihi eser vardır. Merkezdeki camilerin çoğu Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalmadır. Bunlardan en eskisi Kutlubey Camii’dir (1429). Cami, Sultan II. Abdülhamid zamanında yeniden inşa edilmiştir. 1904’te tamamlandı ve 1914’teki deprem sonucunda yıkıldığında mevcut cami inşa edildi. Dikdörtgen şeklinde planlanmış, merkezi bir kubbesi vardır.

- Advertisement -

Küçük Gökçeli Kırık Minare Camii; Anadolu Selçukluları zamanında XIII.Yüzyılda yaptırılması gereken ilk cami yıkılmış ve bugün yerine küçük bir cami yapılmıştır. Tuğladan yapılmış minaresi eskidir ve Anadolu Selçuklu Mimarisinin özelliklerini sergilemektedir. Hamidoğulları Emirliği zamanında inşa edilen Hızırbey Camii (1325) birkaç kez restore edilmiştir. Hacı Abdi Camii (İplik Pazarı Camii) (1562-1565) bir Osmanlı eseridir.

Osmanlı döneminde yapılan bir diğer cami ise Mimar Sinan’ın eseri olan Firdevs Paşa Camii’dir (Mimar Sinan Camii). 1561 yılında İsparta valisi Firdevs Paşa tarafından Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaptırılmıştır. Düzgün kesme taşlardan yapılmış cami kare şeklindedir ve tek bir kubbeye sahiptir. Ayrıca tonozlu ve beş açık alanlı son cemaat yeri vardır. Cami masraflarını karşılamak için Firdevs Paşa tarafından Kapalı Çarşı da inşa edildi. Mimar Sinan tarzında, bina düzgün kesme taşlardan yapılmıştır ve iki yönden iki kapısı vardır.

Abdi Paşa Camii (Kavaklı Camii – Peygamber Camii), Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden kalma bir eserdir. Kare biçimli bir plana ve ahşap tavana sahip olan Camii, 1782-1783 yılında inşa edilmiş ve birçok kez restore edilmiştir. Kütahya çinileri tarafından binada ve cephede yer alan süslemeler dikkat çekmektedir.

Şehir merkezinde kiliseler 18. ve 19. yüzyıllara tarihlenmektedir. Aya Baniya (Aya Payana) Kilisesi 1750’li yıllara tarihlenmektedir. Üçgen biçiminde ve dikdörtgen şeklinde bir bazilikadır. Aya Ishotya (Yorgi) Kilisesi (1857-1860) bazilika gibi planlanmıştır. Girişteki mezar taşı ve çan Isparta Müzesi’ndedir.

Isparta’nın farklı yerlerinde bulunan mezarlar da şehrin dini mimarisini tamamladı. Bunlardan bazıları; Piriefendi Sultan (Piri Mehmet Halife) Türbesi, Halife Sultan, Şeyh Alaaddin Efendi (Aldan Efendi), Hace’i Sultani (Abdulkadir Geylani), Gökveli Sultan (Şeyh Recep), Sitma Dedesi, Hizirabdal Sultan, Teberdar Mehmet Dede, Yavruzade (Kilici) Hacı Hüseyin Efendi, Tavganali Şeyh Hacı Mehmet Nuri Efendi Türbeleri. Isparta’nın fethi sırasında ölen insanlarla ilgili Yedi Şehitler Mezarı’na Veli Baba Türbesi de denir.

Isparta’daki Türk hamamları, çeşmeler ve evler ilçenin tarihi yapısına yeni bir dokunuş katıyor. Erkek Banyosu (Yeni Banyo) 1697 yılında inşa edilmiştir. Banyoda erkek ve kadın blokları birbirine tutturulmuştur ancak giriş farklı yönlerden yapılmıştır. Bey Hamami’nin (Bey Hamamı) kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Isparta’nın yerel evleri genellikle çift katlı olarak inşa edilmiştir, ancak bunların sayısı her geçen gün azalmaktadır.

Isparta şehrinin bir müzesi de var. Müze dört salondan oluşmaktadır. Isparta odası olarak Etnografya Salonu tasarlandı ve bu bölümde yerel kıyafetler, kollar ve çeşitli ekipmanlar sergileniyor. Arkeoloji Salonu’nda Isparta ilindeki kazılardan elde edilen bulgular sergilenmektedir. Ayrıca, Isparta’da günümüzde ayakta kalan Yörük halkının yaşamını ve kültürünü yansıtan çoban kıyafetleri, yün hortumları ve halı torbaları sergilenmektedir. Dördüncü Salonda, en eskisi 17. yüzyıla kadar uzanan farklı bölgelerin halıları sergilenmektedir.

- Advertisement -

Isparta mutfağı oldukça zengindir. Üzüm, pekmez (üzüm kaynatılarak yapılan kalın bir şurup), haşhaş ve yağı yerel yemeklerin vazgeçilmez bileşenleridir. Tandir Kebabı, Comlek Kebabı ve Kapama’nın yanı sıra Tirit, Banak, Kashkak, Ball Tarhana, Ogmac ve Toyga gibi yerel yemeklerin tadına bakabilirsiniz.

Gül ülkesi Isparta’da gül yetiştiriciliği gül endüstrisini geliştirmiştir. Gül attarı ve her türlü gül ürünü iç pazarda tüketilir ve dünya çapında ihraç edilir. Isparta’dan satın alınabilecek en önemli şeylerden biri gül suyu. Isparta’nın dokumaları yün halılar, halı çantaları, deri eşyalar ve bıçaklar gibi iyi bilinen ve el yapımı ürünlerdir. Buradan satın alınabilir.

Isparta İlçeleri

AKSU

Aksu deresinin geçtiği antik Aksu adı Anamas’tır ve bu isim ilçe yakınlarındaki Anamas Dağı’ndan türetilmiştir. Aksu’nun tarihi M.Ö. 2. ve 1. yüzyıllarda Helenistik Çağ’a tarihlenebilir. Terziler Köyü yakınında Tynada ve Aksu’dan uzakta bulunan Senitli Yaylası 15 ilçenin en eski yerleşim alanlarıdır. Senitli’de Pisidia mezar taşlarını bulmak önemlidir.

Timbriada ve Eurymedon Kutsal Alanı Mirahor semtinin kuzeyinde Asar Tepesi eteklerinde yer alır. Eurymedon, Koprucay kaynaklarının yakınında bulunan küçük bir kasabadır. Tymbriada kasabasında, Eurymedon Tanrı’ya adanmış bir açık hava tapınağı ve Roma dönemine ait bir köprü vardır. Koprucay (Eurymedon) deresi boyunca atılan Zindan (Roma) Köprüsü, blok taşlardan yapılmış tek kemerli dairesel bir köprüdür. Kilit taşı üzerinde Eurymedon Tanrı’nın sakallı bir büstü var. Tapınağın arkasında Roma Dönemi’nden bu yana kullanılan Zindan Mağarası 760 m uzunluğundadır ve Isparta’da mağara turizmine katkıda bulunmaktadır.

Koprucay Kanyonu, muhteşem manzarası ve akışı ile Aksu bölgesinin en önemli değerleri arasındadır.

ATABEY

Atabey bölgesini bu kadar popüler yapan şey Gazi Ertokus Medresesi. Ayrıca ilçenin tarihi yapısı tarih öncesi çağlara tarihlenebilir. Harmanoren (Gondurle) Köyü yakınlarındaki Gondurle 1 Tümülüs Mezarlığı, Tunç Çağı’na ait Isparta ilinde bulunan ilk mezarlıktır ve buradan elde edilen buluntular erken Tunç Çağı kültürüne ışık tutmaktadır. Seleukeia Sidera antik kenti, Atabey’in güneyinde, Bayat Köyü yakınlarında yer alır. Şehir, Suriye Kralı Seleukos 1 (MÖ 312-280) veya oğlu Antiokhos (MÖ 280-261) tarafından kurulmuştur. Şehrin adı Roma İmparatoru Claudius (M.Ö. 41-54) tarafından Claudia Seleukeia olarak değiştirildi. M.Ö. 7’de Hierokles, Pisidia’daki diğer Seleukeias ile karıştırılmamak için Sidera’yı şehrin ismine bağladı. Antik kentin akropolü duvarlarla çevriliydi, kuzeyinde ise eğime doğru uzanan tiyatro vardır. Helenistik çağa tarihlenen tapınak, sarnıç ve mozaiklerle döşenmiş zemine sahip bir yapıya ek olarak mezarlar ve türbeler içeren bir mezarlık da bulunmaktadır.

İlçedeki en eski Osmanlı eseri Atabey Sinan Camii’dir (Kurşunlu Camii). Bu tek kubbeli cami 1591 yılında Mimar Sinan tarafından yaptırılmıştır. Ve Feyzullah Paşa Camii 1645-1648 yılları arasında yaptırılmıştır.

Atabey Gazi Ertokus Medresesi 1224 yılında Anadolu Selçuklu döneminde Mübarekdindin Ertokus tarafından yaptırılmıştır. İnşaatta kullanılan taşlar Agrai (Atabey) ve Seleukeia Sidera (Bayat) kalıntılarından getirilmiştir. Kapalı bir medrese olarak tasarlanan bina medrese odaları, bir mezar, bir iç mahkeme ve avludan oluşmaktadır. İç avluda, ortasında ışık için bir açıklığa ve hemen altında bir havuza sahip olan bir fenerle bir kubbe vardır. Basit bir girişe sahip olan medresenin Mekke’yi gösteren taş nişi önemlidir. Medresenin batısında Mübarekdin Ertokus Türbesi sekizgen planlıdır. Türbedeki lahit mavi çinilerle kaplıdır.

EĞİRDİR

İlçenin sınırları içinde birçok göl, milli park ve doğa koruma alanı bulunmaktadır. Türkiye’nin dördüncü büyük tatlı su gölü olan Eğirdir Gölü henüz kirlenmedi. Dağlarla çevrilidir ve bu özellik onu çok çekici kılar. Isparta turizm merkezi Eğirdir, bu özellikler için alternatif turizm cenneti. Dağcılık, trekking, rüzgar sörfü, yamaç paraşütü ve kampçılık turizm türleri arasındadır. Eğirdir’in özellikleri sadece bunlarla sınırlı değil, aynı zamanda keşfedilmeyi bekleyen bazı tarihi varlıkları da var. Malos antik kenti, Sariidris kasabasının Göynücek Gedigi mevkiine yakın bir tepede yer alıyordu ve akropolü Helenistik ve Roma dönemlerine ait duvarlarla çevriliydi. Duvar kulelerinden biri hala iyi durumda. Bunlar dışında Kaserenler Tepesi’nde bir mağara var, Şehirden 1 km uzakta ve önünde bir tapınak. Tepenin doğu tarafında kayalara oyulmuş bir buluşma yeri vardır. Eğirdir’in Barla Kasabası’ndaki Parlais antik kentinde M.Ö. 1. yüzyıl sikkeleri bulunmuştur. Kaynaklarda kentin MÖ 25’te İmparator Augustus tarafından Galatia devletine dahil edildiği ve Roma İmparatorluğu döneminin Marcus Aurelius’tan sonra şehirde başladığı belirtiliyor.

Eğirdir İlçesi, Eğirdir Zirvesi eteklerinde kurulmuş olan Prostanna antik kentinin tarihi hakkında fazla bilgi yoktur. Şehrin devriye olarak hizmet ettiği ve Helenistik dönemden önce kurulduğu ifade edilmektedir. Şehirle ilgili en eski yazıt MÖ 113’e aittir. Kentin tepesinde surlar vardır.

Eğirdir Kalesi, Eğirdir Gölü’ne uzanan yarımada üzerinde yer alır. Kalenin kesin yapım tarihi bilinmemektedir. İki bölümden oluşur; iç ve dış parçalar. Mevcut kalıntılar Bizans İmparatorluğu’ndan kalmıştır; Kale Timur istilasında hasar görmüş ve Hamidoğulları Emirliği ve Osmanlılar zamanında restore edilmiştir.

Eğridir İlçesi’nin Barla Kasabasında, Barla deresi üzerinde MS II. Yüzyıla tarihlenen kemerli bir Roma köprüsü vardır. Barla Deresi’nin üzerine atılan iki keskin kemerli kesme taş köprü vardır. Her ikisi de Osmanlı İmparatorluğu zamanından kalmadır.

Eğirdir Hızırbey Camii, 1327- 1328 yılları arasında Hızırbey tarafından yaptırılmıştır. Orijinal cami 1814’te bir yangında yandı ve onun yerine mevcut cami inşa edildi. Eğirdir’deki tüm camilerin en büyüğüdür. Minaresi Eğirdir Kalesi’nin kapısındadır. Bu özelliğe sahip orijinal bir örnektir.

Barla Cesnigir Sinan Paşa Camii, 1376 yılında Cesnigir Sinan Paşa tarafından yaptırılmış ve değişik zamanlarda restore edilmiştir.

Şeyhul’islam Elberdai Türbesi Yazla Mahallesi’nde kare planlı ve kubbeli bir yapıdır. Şeyh Mehmet Çelebi Tekke (Derviş Köşkü) olarak da bilinen mezar, caminin doğu tarafındaki Yazla Mahallesi’ndedir. Kare şekilli ve kubbeli.

Baba Sultan Türbesi de Yazla Mahallesi’nde yer alıyor. Sekizgen yapısı ve konik çatısı ile Anadolu Selçuklu mezarlarını hatırlatır. Kitabesine göre 1358 yılında İlyas Bey tarafından kurulmuştur.

Eğirdir Dündar Bey Medresesi (Taş Medrese-Taş Medresesi); Sultan II. Giyaseddin Keyhusrev burada 1237’de bir han yaptı. Bina 1301 yılında Hamidoğlu Dündar Bey tarafından medreseye dönüştürüldü. Bu çift katlı medresenin kapısı süslemelerine dikkat çekiyor. Orjinal medrese yerinde 11 oda, açık bir avlu ve orta kısımda bir çeşme (shadirvan) bulunmaktadır.

Eğirdir Inn, Yeni Mahalle’de yer almaktadır ve 1237 yılına dayanmaktadır. Oldukça geniş bir alanı kaplayan yapının hem avlusu hem de orijinal yeri harap olmuş ve avlusunda birkaç gezgin odasının zemin izleri bulunmaktadır.

Kiliseler Eğirdir’in tarihi değerleri arasındadır. Bunlardan biri 19. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen Aya Stefanos (Yeşilada-Yeşil Ada) Kilisesi’dir. Eğirdir ilçesi Yeşilada’da yer alır. Bina üç neflidir ve bazilika gibi planlanmıştır. Diğer yapı Barla Kasabasındaki Aya Georgias Kilisesi’dir. Dikdörtgen biçiminde, bina tahrip olmuş durumda.

Tarihi güzelliklerini gezdikten sonra Eğirdir Gölü’nü görmek ve bir şeyler yemek isterseniz, Göl yakınlarındaki restoranlarda alabalık, yerel bir yemek tercih etmenizi öneririz. Ahşap teknelerle ulaşılabilen Eğirdir Adası’nda dokuma tezgahı ürünleri satın alabilirsiniz. Eğirdir Gölü’nün 30 km güneyinde Kovada Gölü Milli Parkı’na varabilirsiniz. Zengin bitki örtüsü ile çevrili bu gölün eşsiz manzarası vardır. Çeşitli yaban ördekleri ve av hayvanları içerir. İnönü Mağarası Eğirdir’in Sariidris Köyü’ndedir ve İlçenin doğal güzelliklerinin bir parçasıdır.

GELENDOST

Gelendost İlçesi, Isparta şehrinin kuzeyinde yer almaktadır. Eğirdir Gölü 10 km uzaklıktadır. Pisidia yerleşiminin bir parçası olan tarihi, diğer ilçelere paraleldir. İlçedeki en önemli tarihi eser Ertokus Kervansarayı’dır (Kudret Inn veya Gelendost Inn). Han, 1223 yılında Mübarekiddin Ertokus tarafından yaptırılmış ve Eğirdir Gölü’nün doğusunda yer almaktadır. Tonozlu kapalı bir yer ve bir avludan oluşur. Avlunun yan kemerlerinin altında da odalar vardır. Dış duvarlar bir kale duvarı gibi kaba bir işle inşa edilmiştir. Afsar Köyü’ndeki Gelendost Afşar Köprüsü, Anadolu Selçuklularının eseridir ve günümüzde halen kullanılmaktadır.

GÖNEN

İlçe Isparta şehir merkezine 24 km mesafededir. Bölgenin doğusunda Konana antik kentinde M.Ö. I. yüzyıldan beri madeni para çarpması yapılmıştı. Antik kent bölgesinde çok fazla kalıntı yoktur, buradan çıkan mezar stelleri Isparta Müzesi koleksiyonundadır. İlçenin diğer kültürel eserleri ilçedeki iki tarihi cami ve ilçenin doğusundaki Yunus Emre Türbesi’dir.

Keçiborlu

İlçe, il merkezine 40 km uzaklıktadır. İlçenin tarihi eserleri; Keçiborlu Tümülüsü, Kılıç Tümülüsü, Kılıç Fari Harabeleri, Fadilli Harabeleri, Güneykent şehir kalıntıları, Sinanbey Camii, Senir Hacı Osman Camii ve Gümüşgün Sinan Dede Türbesi. Keçiborlu’da çok sayıda yayla vardır. İlçe, Söğütdağ, Fadilli, Koru, Taşoluk, Boyrali Sini Aydoğmuş Akdağ Yaylası ile yayla turizmine katkıda bulunmaktadır.

Senirkent

Senirkent il merkezine 76 km uzaklıktadır. Eğirdir Gölü’nün kuzeyinde bir dağın eteklerinde bir ova üzerine kurulmuştur. Araştırmalar Senirkent’in eski bir yerleşim bölgesi olduğunu ortaya koydu. İlçedeki başlıca kültürel özellikler şunlardır: Tymandos Antik Kenti, Yassioren, Garip, Tohumkesen, Aralik, Gençali Tümülüsleri ve Veli Baba Türbesi.

Tymandos antik kenti Yassioren kasabasındadır ve kentin kalıntıları bugün hayatta kalmamıştır.

Sütçüler

Sütçüler Isparta’nın güneyinde yer almaktadır. Adada antik kenti ilçenin tarihi gelişimini göstermektedir ve Isparta’ya 90 km uzaklıktadır. Antik Kent, tarihi Pisidia ve Pamphilia bölgeleri arasındaki sınır noktasında yer alıyordu. Kentin bilinen tarihi MÖ II. Yüzyıla kadar uzanabilir ve kentin yapıları bugün iyi durumda kalmıştır. Bunlar: taş döşeli bir ana yol, tapınak kalıntıları, agora, duvarlarla çevrili bir akropolis, valiler için bir buluşma yeri, bir bazilika, bir tiyatro, bir nekropol ve bir türbe.

Sütçüler Kasımlar yolu üzerindeki Zorzila antik yerleşimi hakkında fazla bilgi yoktur. Helenistik dönemde kurulması gereken Kocaköy Asari şehri surlarla çevriliydi. Şehrin tapınağı ve sarnıçları kayalara oyulmuş, dikkat çekiyor. Suluklu Yeşilyurt Köyü’nde Suluklugol Harabeleri ve ilçe kasabasında Taskapı Harabeleri de bulunmaktadır. Sütçüler İlçesi’nde Erken Bizans döneminde inşa edilen Sigirlik I ve Sigirlik II Kaleleri vardır. Sütçüler Sefer Ağa Camii farklı zamanlarda restore edilmiştir. Candir Köprüsü, Karacaören Barajı’nın sularına derinlemesine battı.

Tarihi ve doğal güzellikleri birleştiren Yazili Kanyonu, Sütçüler’in güneybatısında yer alır. Yan duvarlardaki doğal boşluklarda veya deliklerde ibadet yerleri ve bazı yazılar keşfedildi ve mekan her geçen gün insanların çıkarlarını uyandırıyor. Kuz Mağarası da İlçenin doğal güzelliklerini tamamlıyor.

SARK-I KARAAGAC

Salur Köyü’nün güneyinde ve Belceğiz Köyü’nün batısında yer alan Annapurna antik kenti bir yamaçta kurulmuştur. Adı yazılı belgelerde belirtilmesine rağmen, çok fazla kalıntı yok, sadece bir tiyatro ve tapınak kalıntıları var. Neapolis antik kentinden çok fazla şey kalmadı ve mevcut sütunlar ve mezar stelleri Isparta Müzesi’ne taşındı.

Zengibar Kalesi, Muratbağı (Zengibar) Köyü’nün doğusunda, dağda yer almaktadır. Sivri Dağı’ndaki Ordekci Kalesi yıkılmış durumda.

Şarkikaraağaç Ulu (Ulu) Camii (Cami-i Kebir); 1282 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat zamanında yaptırılmıştır. Cami 1456 yılında restore edilmiştir. Şarkikaraağaç’taki Kızıldağ Milli Parkı, Beyşehir Gölü’ne yakındır. Zengin flora ve faunası ve bol miktarda oksijen içeren temiz havası ile ülkemizin en önemli parklarından biridir.

Uluborlu

Uluborlu İlçesi’nin tarihi de tarih öncesi çağlara kadar uzanabilir. Hitit tarafından kurulması gerekiyordu.

Uluborlu da kirazıyla tanınır ve her yıl Temmuz ayının ilk haftasında iki gün boyunca Altın Kiraz Festivali düzenlenir. Yağlı Güreş Festivali de o sırada düzenleniyor.

İlçenin tarihi bir eseri olan Uluborlu Apollonia antik kenti bugünün ilçe kasabası altında kaldı. Şehir I. Seleukos (M.Ö. 312-280) tarafından kurulmuş ve Likya, Trakya Kolonileri, Roma ve Bizans İmparatorlukları gibi farklı medeniyetler tarafından yönetilmiştir. Antik kentten çok fazla şey kalmadı. Kapidagi Dağı eteklerinde kayalarla çevrili Uluborlu Kalesi, Bizans döneminde eski malzemeler kullanılarak yeniden inşa edilmiş, daha sonra Anadolu Selçukluları ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde birkaç kez restore edilmiştir. Kale duvarlarında kuzeyden güneye uzanan üç kule vardır. Kale kapısı büyük ve genişletilmiş.

İlçenin eski yerleşim bölgesinde Cirimbolu Köprüsü ve Su Kemeri bulunmaktadır. Köprü olarak da kullanılmıştır. Uluborlu Alaaddin Camii (Ulu-Ulu Camii), 1231 yılında Sultan Alaaddin Keykubat zamanında yaptırılmıştır. Farklı zamanlarda restore edilen cami, tuğla minaresi ve genel özellikleri ile Anadolu Selçuklu Mimarisinin özelliklerini sergiliyor. Gargili Lala Medresesi (Taş-Taş Medresesi) Hamitoğulları Emirliği’ne tarihlendirilmiştir. Oldukça harap oldu ve avlusu için kapalı bir medrese olarak kabul ediliyor.

Yalvaç

Yalvaç İlçesi, Isparta’nın kuzeydoğusunda yer almaktadır. İlçe, Pisidia Antiocheia antik kenti ve müzesi ile Isparta’nın bazı önemli tarihi varlıklarına sahiptir. Limenia Adası-Artemis Tapınağı, bölgedeki önemli tarihi eserlerden biridir. Limenia Adası, Yalvaç’a 25 km uzaklıktaki Hoyran Gölü üzerindedir. Ada duvarlarla çevrilidir ve içinde Artemis’e ve diğer yapısal kalıntılara adanmış bir tapınak vardır.

Pisidia Antiocheia, Anthios Vadisi’nde, ilçenin 1 km kuzeyinde, Sultan Dağları’nın güney tarafında uzanarak kurulmuştur. Antiocheia, Pisidia bölgesinin başkentiydi ve I. Antiochos (M.Ö. 280-261) tarafından kurulmuştur. Kurucusunun adını aldı ve Antiocheia olarak adlandırıldı. Şehir daha sonra Roma İmparatoru Augustus tarafından bir koloni olarak yeniden kuruldu. MS 1. yüzyılın başlarında, Aziz Paul ve Aziz Barnabas, Hıristiyanlığı yaymak için şehre yerleştiler. Şehirde yapılan kazılardan Roma kolonisinin büyük bir kısmı gün ışığına çıkarıldı. Pisidia Antiocheia iki ana meydandan oluşuyordu ve şehrin doğusundaki odak noktasında yer aldılar. Helenistik dönemde inşa edilmiş ve yaklaşık 3000 m yüksekliğindeki sütunlar Roma ve Bizans İmparatorluğu dönemlerinde restore edilmiştir. Şehrin en yüksek noktasında Augustus Tapınağı var. Batı kapısında şehrin gücünü simgeleyen kol ve kılıf kabartmaları vardır. Sütunlu yol, kentin en önemli kısımlarındandır. Tiyatro, merkeze yakın bir tepenin kenarında inşa edilmiştir. Güneyde, bazilika planı olan ve mozaiklerle kaplı Saint Paul Kilisesi yer alır. Roma İmparatorluğu zamanında inşa edilmiş ve şehrin sembolü olarak görülen su kemerleri oldukça güçlüdür.

Tanrı Adamları Kutsal Yeri; M.Ö. 3000 yılına ait bir inanca göre, erkekler Anadolu’nun ay tanrısı Antiocheia antik kenti, Erkek kültürünün en önemli merkeziydi. Yalvaç’ın 5 km doğusunda Karakuyu Tepesi’nde kurulan MÖ 4. yy’da Kutsal Adam Yeri’nde bir tapınak var.

İlçe çevresindeki kazılardan elde edilen eserler Yalvaç Müzesi’nde sergilenmektedir. 1966 yılında açılan Yalvaç Arkeoloji Müzesi’ndeki eserler üç bölüm halinde sergileniyor. Bunlar; Tarih Öncesi Eserler Salonu, Klasik Eserler Salonu, Etnografik Eserler Salonu.

Yalvaç’ta Türk İslam Eserleri; İlçe kasabasında bulunan Yalvaç Devlethan Camii, yapım tarihi ve mimarı tam olarak bilinmemektedir. Hamidoğlu Emirlik döneminde yapılması gerekiyordu ve toplanan malzemelerden yapılmıştı. Yalvaç’ın merkezinde yer alan Yalvaç Yeni Camii, 19. yüzyıldan kalma bir eserdir. Kare şekilli ve tek kubbelidir.

Yalvaç Leblebiciler Camii, toplanan malzemelerden yapılmış ancak tuğladan yapılmış minaredir.

Yalvaç’tan deri malzeme satın alabilir ve sedir ağaçlarıyla dolu Kızıldağ Milli Parkı’na bakabilirsiniz.

- Advertisement -